Topa girmek üzerine... PDF Yazdır E-posta
Yazar A.Hakan Eren   
Salı, 20 Ocak 2009
1986 yılının Temmuz ayında giydiğim üniformamı 2008 yılının Eylül ayında çıkardım. Mesleğimi çok sevdim. Severek yaptım. Çoluk çocuğumun rızkını kazandım. Samimi olmam gerekirse, hakkımı helal etmeden emekli oldum.

Burada uzun uzun, meslek yaşantım boyunca karşı karşıya kaldıklarımı anlatıp, malumu ilan etmeme gerek yok. Hepimiz benzer durumlarlar karşılaştık. Belki zaman ve mekan farklılıkları olsa da, kişiler değişik olsa da. 22 yıl geriye dönsem, yine ayni kararı verir ve bu mesleği seçerdim. Başka bir seçim, benim bu insan olmamı engellerdi çünkü. Ben kendimden memnunum. Kendi iç barışımı sağlamış bir insanım. Durup şikayet etmektense, içinde bulunduğum ortamı analiz edip, kavramları anlamaya, anlamlandırmaya çalıştım hep. Varmış olduğum sonuçların bazılarını paylaşmak isterim.

TSK'de derin kurum kültürü bulunan bir yapılanmadır. Bu kurum kültürü, Osmanlı'dan bu yana devam etmektedir. Onlar, bizleri (Bu ayrımı bizler icad etmedik) avam olarak görmektedirler. Eski bir atasözü şöyle der: 'el-avam ke-l hevam'. Yani: halk böcek gibidir. Üst tabaka yüzlerce yılda, kendisi için bir sınıf bilinci yaratmış, bu bilinci de sürekli keskinleştirmektedir. (Bkz. Assubayların rütbe bekleme sürelerinin arttırılması.) Kendilerini bu coğrafyanın sahibi görenler, encümen-i daniş gibi kurumlarla, emekli olduktan sonra bile bu milletin yakasından düşmemektedirler. Bizlere ise; 'gidin şehit ve gazilerinizin anılarını yaşatın' gibi tavsiyelerde bulunmaktadırlar.

TEMAD mesaj panosunda, ve bu sitede bazı büyüklerimizin ve arkadaşlarımızın yazılarını, yorumlarını okuyorum. Hayretler içerisinde kalıyorum. Kimi, emekli maaşlarımızın, diğer emekli devlet memurlarına oranla ne kadar yüksek olduğundan bahsediyor, kimi bazı generallere methiyeler düzüyor. Doğrusu bu ya, bunları anlamakta güçlük çekiyordum. Bir kaç kitap, bir kaç web sitesi kurcaladıktan sonra durumu anladığımı zannediyorum.

23 Ağustos 1973 tarihinde, Stockholm'de meydana gelen bir banka soygununda rehin alınan insanların, olaydan sonra, soyguncuları öven beyanlarda bulunmaları ve soygunculara sempati beslemeleri sonucunda, sosyologlar ve psikologlar tarafından araştırmalar yapılıyor. Rehinelerin, kendilerini rehin alanların duygularını anlama noktasına gelmelerine Stockholm sendromu deniyor. Rehine, kendisini rehin alan kişiyle geçirdiği süre içinde onunla konuşarak öyle bir hale geliyor ki, sonunda ona yardımcı olmaya başlıyor. 

Başta dediğim gibi: Çevremde olup bitenleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum. Yoksa, kimseye kızmak, eleştirmek gibi bir niyetim bulunmamaktadır. Bu yazıyı yazarken de, topa gireyim mi, girmeyeyim mi diye çok düşündüm. Elbette ki her türlü (yapıcı) eleştiriye de açığım. Eğer bir mücadele vereceksek, kime, neye karşı, nasıl bir mücadele vermemiz gerektiğini bilmemiz lazım. Kendimizi ve karşımızdakini tanıyabilirsek bunu başarabiliriz.  Saygılarımla.

 

Yorumlar
Yeni EkleAra
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 21 Ocak 2009 )
 
Sonraki >